7 Eylül 2011 Çarşamba

faili-meçhul'den.

Aklımı meşgul etmekten öte işgal eden bir cepheden yazıyorum bugün bu mektubu sana ve tüm haklarım yine sende saklı bunu unutma. Bir saklambaç oynuyoruz bak ne güzel aşkla, ben gözlerimi yummuşum sana ...Günleri, ömrü içimden saymışım, kendimi kovalamışım bağlarına ve sana doğru ama sen ardına bakmadan oyundan çıkmışın.
  Şimdi düşünüyorum da bütün bu olanları, seni kim değiştirebilirdi ki Lotus çiçeğim. Kim değiştirebilirdi yüzüne bir Kasım havası üfleyen şu rüzgarın yönünü, başucu kitaplarına sığdıramadığın bir paragrafı kim kapatabilirdi? Ya da bizi kim değiştirebilirdi ki beyaz Lotus çiçeğim?
Unutamadığım, sarılamadığım ve artık konuşamadığım bir enstrümantal aşk bıraktın ellerimde. Halley’e otostop çeken bir çocuğun güncesinde, adın saklı senin bütün kitabelerimde. Nehirler ağlıyorum şimdi Lotus çiçeğim! Irmaklar taşırıyorum gemiyi terk etmeden! Tanrı seni korusun Venüs’ün iyilik çiçeği! Şimdilik hoşçakal beyaz kıyamet çiçeği! Şimdilik hoşçakal aşkın alamet çiçeği…

nasılsın Su?mutlu musun?
büyüksün benden farkında mısın
havada olan benim havada asılı olan
artık debelenmiyorum ayna önünde iyi göründüğüm bi açı yakalayana kadar
kabullendim bile sayılır çirkinliğimi
temizlemiyorum odamı
heyecanla uyanmıyorum
“nasılsın” diyorlar mesela
“iyidir” diyorum
“ne olsun aynı”.

 ....................................................
en çok
senin yanında üşürdüm
sen beni her zaman üşütürdün de
haddimi aştığım zamanlarda
sana yaklaşmayı denediğim zamanlarda yani
en acımasız soğuğunu çarpardın üstüme
çok toydum
dayanamazdım
buz kesilirdim
ve son bir vuruşla
paramparça etmeyi de ihmal etmezdin
o buz kütlesini her seferinde
yine de ben toplardım yerlerden kalbimin kırıklarını...

kaçmak mı çakmak mı..

hava birden soğudu,akşamları açtığım pencere ve kapılar birden kapanmaya başladı.battaniye yada bi örtüye ihtiyacım var artık,içlerde zaten bi hazan esiyor,derinlerde..
   artık üstümde bir ceket var,bütün içimi saklayan ve göstermeyen..
soğuktu hava ,sayısız turuncu lamba arasında beklerken,üşürken yani yol kenarında lotusum..güldüm,eğlendim ben kardeşimle arka arkaya patlattığımız kahkaları andım dün,o na ithafen özlemlerimi senle giderdim..

çakmak merakım var demiştin,içimin renginde mavi ateşi gösterdin bana yakarken,mavi sıcak nasıl olur diye sorarken kendime,sormaya kalmadan yakabilirdi herşeyi..o ateş maviydi.

sonra kaçmak bahsettin bana,evet benim dedin kaçmak,hep bi  - mak,anlamadım,sabha kadar düşündüm,...

çakmak mı, kaçmak mı..   ç-a-k ,,,,k-a-ç aynı harfler bu kadar üşütemez bir insanı..

boğazım yanıyor,neyse çay içicem ben..

4 Eylül 2011 Pazar

ben.

neden bana yardımlar ediyorsun,kendin gibi olmamdam mı korkuyosun? sorularını ve çelişkilerini aklından geçirdiğini biliyorum ve sana hiç ummadığın bir cepheden yazıyorum,yola çıkmadan ve 5. senemde ilk seneki heyecanı kalbimde taşıyarak sana..
       şunu bilmeni istiyorum ki,kendimle seni kıyaslamadığım bir cephedeyim,ortak noktamızda ikimizinde yorgun,yaralı ve bitkin oluşu,yani yoldaş misali...


 dişim ağırırken,sabahın ilk saatlerine kadar sohbet ettiğimiz dakikalarda,cafeini olduğun dakikalarda benim,hep olduğun kişi kal diye uğraştım,çalıştım..bir kaç hayalim oldu,bazen susmam gereken şeyler,onlarıda kollamaya çalıştım...ben her zaman iyi bir insan olamadım,ama bunada çalıştım..küçükkende mutluluğa dair oyunlarım oldu benim,kazanan hep ben olurdum dünyamda..inandığım şeyin ardına hep düştüm,(senin mutlu olacağına,ve gülecğine inandım),ve söyleyemeyeceğim hayallere yolculuk ettim,hayal olduklarını bile bile,korktum..korkuyorum..




ama bir süredir sana bakıyorum ve çok yorgunsun. o yüzden pes etmiyorum. böylece düzelmesi için senn yorgunluğunda kendimi şarj ediyorum hergün,yada bu aralar..
kendini yıpratacağın,üzeceğin,ve umutlarını hergün öldürdüğün,heyecandan uzak bir intihar saldırısına dönüştüreceğin bi kaosa izin vermemek adına elimden gelen ne varsa yapmaya hazırım...

Hayata karşı bir suçluydum
Bir sabah uyandım birileri lotus olmuş sınırlarımda.
Ve hala birileri derin bir uykuda...
Evet suçluyum belki,korkuyorum
Kaç faktör korur ruhumu lotusa yazmaktan...



3 Eylül 2011 Cumartesi

lotusbahçe...(şampiyona),bir hayal..

mevsimlerden hazan,akşamüstü 3 ten sonra bizim lotus heyecanla ,süpermenle buluşup çarşıda,bi kaç alışverişten sonra amatör olan aşklarını pekiştirmek için ligi,yalnızlar ligini yani şampiyon bitirmek ıüzere zorlu maça hazırlandılar.biraz çikolatalı pasta ,sandviç ekmeği,sucuk alıp,kolayı unutmadan eve geldi bizim amatör aşıklar...maç başlamak üzereydi,lotus çiçeği festival zamanı süslenen şehirler gibi güzel,süpermen ise puslu sabahlarda yavrusuna sahip çıkan aslan kadar asildi..maç başlamak üzere herkes kendi yarısahasına geçti,hakem düdüğü çaldı maç başladı...

namlu önünde duran ve bombalar altında kalan bi şehirdeki çocuğun telaşı,yorgunluğu vardı üzerinde ikisininde...
ne olduğunu anlamadan başladılar maça.kasti tekmeler diyarında, kırmızı kartlardan sıkılmışlardı,ve amatör olan aşklarınıda yaşamak ,onu geliştirmek,tesisler kurmak,ödenekler ayırmak,üst lige çıkabilmekgibi istekleride olabilirdi...

acıkmıştı süpermen,sucuklu ekmeğini istedi lotustan,kola içtiler, güldüler,gol attılar,yediler,ağlaştılar,kupalara koştular...


belki birgün deplasman galibi sevincini yaşayabileceklerdi...cephane çoktan bitmiş olsada umudu bitmemişti süpermenin...

lotus ise kaleciyi düşünüyordu,farklı forması ve 1 tane olan oydu,yalnızdı koca kalede,ona göre en romantik oydu sahada...


maç bittiğinde,ne olacak görecek lotusta,süpermende...

 ama şunu unutmamalı,gözyaşı ve bavul asla yanyana durmuyor...deplasman dönüşlerinde umudu yitirmekte yakışmıyor...




lotus...

Şimdide gözyaşlarım ile süslüyorum buraları yeniden ve parantezinden çıkan adam yürüyor yine cümlelerine doğru. Ayağım virgüllere takılır ya da aklım yeni bir soru işaretine, sırtıma ünlemler dayanır ya da tırnak işaretleri altında üzerime anlamlar yığılır diye korkmadan! Bir elimde külü soğumuş yalnızlığım, diğerinde bir  kalem, başucumda çalıp duran bir gazel gibi odamı saran bohem ile kahvemi karıştıran antakya'nın rüzgarı kesilmeden ve kendimi iki ayracın ayazında üşütmeden, çıkıyorum hadi bu parantezden, yürüyorum evveli halime, sapıyorum hadi bu paragraftan bir diğerine…sen işte nerdeydin?,neden olmadın ki yanımda,neden başka kişilerde üzüldün,yıpratıldın..lotusun yaprakları solmuş,inancını yitirmiş,belki inandığında zaman çok geç olacak,korkmuyor değilim,yeni bir hayal dünyası içine girdim..yeni parantezim sensin bugünlerde,izin ver kaparsam içi dolu olsun,üç noktalardan sıkıldığımı bil,üç noktalı bir hayale gitme sende...
   

izin ver lotusum ol benim,gün sökerken soğuk terlediğim sabahlarda senin için direniyim küçükkenden beri gördüğüm kabuslara,canavarlara,hayaletlere...izin ver süpermenin olayım...




korkulardan arında gel,
bu bir yaşam, sakin ol, geçer gider.
hesaplardan korunda gel, taksitlerden, maskelerden.
sen gel, yalnız sen gel,
gözaltında bütün senler, benler.

cesur olsaydım gelir miydin benimle?
bu savaşlar, çelik zırhlar sonuna kadar.
savaşabilirdik, sevişebilirdik.
böyle şeyler işte, böyle şeyler.

ilerde birgün..

ilerde birgün resmimize bakıp gülecekmiyiz,yoksa of mu dicez bilemiyorum,resim çektirmek gibi bi hevesimde yok,aklımdaki senden bahsettim yani,
ne olacağını bilmeden,aniden ve merakla beklediğim bir filme başlıyorum sanki artık,neden böyle oldu ki? diye soramadanda geçemiyorum,bavulumu hazırlıklarken kışlıkların arasına yalnızlığımıda koydum,naftalin kokusundan sıkılan yalnzlığımla sana geliyorum belki..hiç dilini bilmediğim bir ülkeye gider gibi heyecanlıyım bu sefer...
            

        seni japoncaya benzetiyorum,bunu sölemedim sana,belki utandığım ve içimde tutacağım çoğu şeyide sölemicem sana...susacam.neden japonca?onuda açıklayayım,çok gizemlisin japonya gibi,ve japonca kadar zorsun...japonya yalnz bir ada ülkesi,doğusunda güneş,batısında gün batımından başka hiç bi dostu olmayan yalnz bir ülkedir,uzaktır..sen ondan dolayı japoncasın bana...gizemlisin ve uzakdoğu kadar farklı...


neyse daha çok şey anlatırım,yazarım,söylerim ben...bi şiirde yazıyım fiyakalı olsun..

senin için yalnız bıraktım kendimi
fedakar aşık tadında değil yada aklanmaya çalışan yahuda tadında
öyle bıraktım işte elimde olmadan
hiçbir şey talep etmeden bıraktım
hatta bir ölü nasıl aklayamazsa kendisini
öyle....







2 Eylül 2011 Cuma

geç saati dostuna ithafen..

Şimdi kimin umurunda sesli mi sessiz mi bu harfler. Sensiz harflerim var benim, tomarla sensiz kelimelerim, mevsimlerden ‘güz’ ellerimde yığınla sensiz melodilerim var, birde yetim bıraktığın aşkın yetimhanesi olmuş yüreğim ve kalbimin ‘Ağrı’ dağlarında tek kişilik zelzelelerim ama canın sağ olsun senin, beyaz Lotus çiçeğim…
            Sensiz geçirdğim aşksız günlerinde canı sağolsun,inş. bana şu soruyu sordurmazsın,nerdeydin şimdiye kadar sen? sorusunu,yanlış hayatları yanlış zamanlarda aynı yerdemi yaşadık bilinmez,bilmek istemekten korkarım,ama hayal kurmak güzeldi bu gece...güldüm içten ve derinden hayalime,6 yaşındaki bir çocuk gibi şen..
                Ben her gece şafaktan önce kapıdan uğruyorum yeryüzüne. Kah Tibet’te, kah Kahire’de, kah Venedik’te tanıyamadığım insanlar içinde, anlayamadığım diller içinde, her iklimde ve her kültürde arıyorum, her mevsimde, her saniyemin başkentinde seni arıyorum yine  Lotus çiçeğim…

senmisin o lotus çiçeği aradığım yoksa? ve bunca yıl neden böyle geçti...
belki güneş birgün bizim için doğar...(f.d) dinleyerek sana yazmak keyifliydi,iigceler lotus.